Ben Serhat Engül.
İstanbul’da yaşayan lisanslı turist rehberi ve yazarım. Yirmi yılı aşkın süredir dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlara bu şehrin tarihini anlatıyorum.
Ama tarihe merakım rehberlikten çok önce başladı.
Çocukluk ve gençlik yıllarımda geçmişe açılan kapılardan biri sinemaydı. Gülün Adı, Braveheart, Robin Hood ve Jeanne d’Arc’ı anlatan The Messenger gibi filmler beni özellikle Ortaçağ’a çekti.
Tarihsel olarak her zaman güvenilir değillerdi.
Ama görevlerini yaptılar.
Merak ettirdiler.
Yıllar sonra İstanbul’da yaşamaya ve rehberlik yapmaya başladığımda, gençliğimde filmlerden tanıdığım Ortaçağ dünyasının ne kadar dar bir coğrafyaya ait olduğunu daha iyi fark ettim.
Çünkü yaşadığım şehrin altında başka bir Ortaçağ vardı.
Konstantinopolis.
Ama İstanbul’un hikâyesi orada da bitmiyordu. Aynı şehrin üzerinde Osmanlı başkenti, 19. yüzyıl liman kenti ve bugünkü İstanbul yaşamaya devam ediyordu.
Zamanla beni en çok çeken şey de bu katmanlar oldu.
Aynı yerde, başka zamanlarda yaşamış insanların izleri.
Rehberlik Bana Ne Öğretti?
Rehberliğe başladığımda tarih doğal olarak yapılar, hükümdarlar, tarihler ve mimari üzerinden ilerliyordu.
Bunların hepsi önemli.
Fakat yıllar içinde insanların geçmişle başka bir noktada bağ kurduğunu gördüm.
Bir yapı, içinde yaşamış bir insan belirdiğinde değişiyor.
Bir mozaikteki yüz bir isim kazandığında artık yalnızca sanat eseri değil.
Bir sarayın kalıntısı, orada bir zamanlar kimin beklediğini bildiğinizde başka bir ağırlık taşıyor.
Başlangıçta tuhaf görünen bir inanç ya da kutsal nesne, geçmişteki insanların ona neden önem verdiğini anlamaya başladığınızda kendi dünyası içinde anlam kazanıyor.
Beni rehberlikte en çok ilgilendiren şey giderek bu oldu:
Bilginin insan hâline geldiği an.
O zaman kendimi hikâye anlatıcısı olarak tanımlamıyordum.
Ama aslında giderek yaptığım iş buydu.
Aynı Şehri Bu Kez Türkçe Anlatmak
İstanbul Hikâyeleri’nin benim için başka bir anlamı daha var.
Yıllardır İstanbul’u büyük ölçüde bu şehre dışarıdan gelen insanlara anlatıyorum.
Bir ziyaretçinin İstanbul hakkında hiçbir şey bilmeden geldiği, birkaç gün içinde şehrin sokaklarıyla, yapılarıyla ve geçmişiyle ilişki kurmaya başladığı anlara defalarca tanık oldum.
Buradaysa başlangıç noktası başka.
Türkçe okurun İstanbul’la zaten bir ilişkisi var.
Belki burada doğdu.
Belki yıllarca burada yaşadı.
Belki vapurunu, meydanını, yokuşunu, mahallesini biliyor.
Belki her gün önünden geçtiği bir yapının ardındaki hikâyeyi bilmiyor.
Bu nedenle İstanbul Hikâyeleri’nde yalnızca geçmiş bir şehri anlatmak istemiyorum.
Tanıdığımızı sandığımız şehre yeniden bakmak istiyorum.
Bazen çok eski bir kaynak, bugün bildiğimiz bir sokağa başka bir zaman katmanı ekleyebilir.
Bazen bir yabancının yüzyıllar önce fark ettiği ayrıntı, bizim her gün gördüğümüz bir yere başka türlü bakmamıza neden olabilir.
Bu projenin Türkçe sesi biraz da buradan geliyor.
Tarihin İçindeki İnsanı Aramak
Okudukça ilgim hükümdarlıkların ve büyük olayların ötesine kaymaya başladı.
Bir olayın içinde kalmış insan daha çok dikkatimi çekiyordu.
Bazen bütün bir hikâye, eski bir metinde yalnızca birkaç cümle sürüyor.
Birinin korktuğunu öğreniyoruz.
Bir başkasının verdiği sözü tutmadığını.
Bir elçinin öfkelendiğini.
Bir seyyahın herkesin bildiği yapılar yerine bizim bugün önemsiz görebileceğimiz bir ayrıntıyı kaydettiğini.
Bu küçük parçalar bazen büyük tarih anlatılarından daha yakına geliyor.
Çünkü asıl soru değişiyor.
“Bu dönemde ne oldu?” yerine şunu sormaya başlıyorum:
Bu insana burada ne oldu?
İstanbul Hikâyeleri’nin önemli bir kısmı bu meraktan doğdu.
İstanbul Hikâyeleri Nasıl Doğdu?
Bu site tek bir anda ortaya çıkmadı.
Yıllarca rehberlik, tarih okumaları, blog yazıları ve farklı anlatım denemeleri birbirinin üzerine eklendi.
Bir tarafta İstanbul’u ziyaret edecek insanlar için yazdığım rehber içerikleri vardı.
Bir tarafta özellikle Bizans Konstantinopolisi üzerine giderek derinleşen araştırmalar.
Bir tarafta ise tarihsel malzemeyi yalnızca açıklamak değil, onu yaşayan bir anlatıya dönüştürmek isteği büyüyordu.
Bu arayış İngilizce Byzantine Stories projesinde daha belirgin bir biçim kazandı.
Orada zamanla çok basit ama benim için önemli bir şey fark ettim:
Tarih zaten hikâyelerle doluydu.
Kaynakların içinde gerçek insanlar vardı.
Onların bıraktığı malzemeye yeterince dikkatli bakıldığında her zaman yeni bir kahraman icat etmek gerekmiyordu.
İstanbul Hikâyeleri bu düşünceyi daha geniş bir şehre taşıyor.
Bizans burada.
Osmanlı burada.
Daha yakın dönemler de burada.
Bu nedenle sitenin sınırını bir hanedan, imparatorluk ya da yüzyıl belirlemiyor.
Onu bir arada tutan şey İstanbul.
İstanbul’u Yürüyerek Bilmek
Bu projede rehberlik deneyimimin en önemli taraflarından biri, araştırdığım coğrafyanın aynı zamanda yıllardır yürüdüğüm şehir olması.
Bir kaynakta geçen iki yer arasındaki mesafeyi bilmek bazen önemlidir.
Bir tepenin eğimini görmek, bugün kaybolmuş bir yapının bulunduğu yerde durmak ya da hâlâ ayakta olan bir sütunun çevresindeki modern hayatı izlemek, eski metni düşünme biçiminizi değiştirebilir.
Elbette bugünkü İstanbul bize geçmişin eksik bıraktığı bilgileri mucizevi biçimde geri vermez.
Ama mekân, metne başka bir ölçü kazandırır.
Bu yüzden rehberlik İstanbul Hikâyeleri’nde yalnızca biyografik bir ayrıntı değil.
Kaynakla şehir arasında kurulan bağın bir parçası.
Kaynak ile Hikâye Arasında
İstanbul Hikâyeleri’nde tarihsel doğrulukla anlatı birbirinin rakibi değil.
Kaynağın ne söylediğini, neyi söylemediğini ve nerede belirsiz kaldığını önce anlamaya çalışıyorum.
Sonra bu malzemenin içindeki hikâyeyi kuruyorum.
Ana metni akademik açıklamaların altında bırakmak istemiyorum; fakat güzel bir anlatı uğruna kaynağın sınırlarını aşmak da istemiyorum.
Bu nedenle her hikâyenin sonunda “Bu Hikâyenin Ardındaki Tarih” bölümü yer alıyor.
Hikâye orada dayandığı zemini gösteriyor.
Kardeş Projeler
İstanbul Hikâyeleri, İstanbul üzerine yıllar içinde gelişen başka çalışmalarla yakın ilişki içinde.
SerhatEngul.com, profesyonel rehberlik çalışmalarımın dijital karşılığına en yakın proje. İstanbul’u ziyaret edenler için yapılar, müzeler, semtler ve kültürel miras üzerine pratik ve tarihsel içerikler sunuyor.
AlekMisiRubi.com, İstanbul’un tarihini Alek adlı bir martı, Misi adlı bir kedi ve Rubi adlı bir farenin gözünden; fabl, mizah ve masal diliyle anlatan hayalî bir İstanbul evreni.
ByzantineStories.com ise Bizans dünyasının kaynaklarında kalan insan hikâyelerini İngilizce anlatıyor.
İstanbul Hikâyeleri bunlarla akraba ama başka bir alan açıyor.
Burada merkezde yalnızca Bizans değil, İstanbul’un kendisi var.
Byzantine Stories ile Aynı Araştırma, Ayrı Metin

Bazı konular Byzantine Stories ile aynı araştırmadan doğabilir.
Arculf bunun ilk örneklerinden biri.
Ama Türkçe metin İngilizce hikâyenin çevirisi değildir.
Tarihsel omurga ortak kalır: kişi, yer, olay ve kaynakların izin verdiği kesinlik iki dilde de aynı zeminde durur.
Anlatı ise kendi dilinde kurulur.
Türkçenin ritmi farklıdır.
Türkçe okurun İstanbul’la ilişkisi de farklıdır.
Bu yüzden aynı araştırma iki dilde iki ayrı hikâyeye dönüşebilir.
Bir dilde ortaya çıkan olgusal düzeltme diğerine de taşınır.
Ama ses çevrilmez.
Yeniden yazılır.
Yapay Zekâ ve Atölye
Yapay zekâ bu projelerin üretim sürecinde kullandığım araçlardan biri.
Araştırmaya yardımcı olmak, kaynakları karşılaştırmak, büyük miktarda malzemeyi düzenlemek, taslak geliştirmek, yapısal sorunları görmek, dil üzerinde çalışmak ve görsel denemeler yapmak için kullanıyorum.
Bu konuda açık olmayı tercih ediyorum.
Ama kullanılan araç değişti diye tarihsel ölçü değişmiyor.
Kaynak yine kontrol edilmeli.
Bir iddia yine kanıtını taşımalı.
Gerçek bir tarihsel kişiye, yalnızca sahneyi güçlendirmek için kaynakta olmayan düşünceler ve duygular yüklenmemeli.
Güzel bir cümle yanlış bir tarihsel iddiayı kurtarmıyor.
Yayımlanan her hikâye kaynaklarıyla karşılaştırılarak denetleniyor, düzenleniyor ve benim tarafımdan onaylanıyor.
Yapay zekâ atölyenin bir parçası.
Kararı veren değil.
Eski Bir Merakın Yeni Biçimi
Meslek hayatımın büyük bölümünde kendimi önce rehber olarak düşündüm.
Zamanla işin en sevdiğim tarafının yalnızca bir şehri göstermek değil, bir zamanı yeniden görünür hâle getirmeye çalışmak olduğunu fark ettim.
Rehberlik bana şehri verdi.
Okumak geçmişi verdi.
Araştırma, neyi söyleyebileceğimin sınırlarını gösterdi.
İstanbul Hikâyeleri bunların bir araya geldiği yer.
Her hikâyede geçmişi bugünün üzerine yeniden kurmaya çalışmıyoruz.
Daha mütevazı bir şey yapıyoruz.
Bugünkü İstanbul’da yürürken, burada bizden önce yaşamış insanların dünyasını kısa bir an için yeniden görebilmeyi umuyoruz.
Şehrin insanlara anlattığı hikâyeleri duymaya çalışıyoruz.
Hoş geldiniz.
Serhat Engül
Lisanslı Turist Rehberi & Yazar
İstanbul